5. Gün

Madenden ayrıldıktan sonra yakında bir kasabaya gidivermiştik. Kasabanın küçük ama neşeli hanında şömine başı elf şarkıları söyleyip pipo tüttürdük. Lia tütüne pek hoş bakmıyordu. Kokusu rahatsız ediyormuş. Ama sanki daha çok tütün yaprakları eski ahbaplarıymış gibi bir rahatsızlık ve acıma vardı bakışlarında. Sabahında yola koyulurken parlak bir güneş vardı. Kış kuşları ötüyor uzaktan ince bir çağlayan sesi kulağımıza çalınıyordu. Ayaklarımızın altında hala güze dayanmış çiçekleriyle kuzeyin örtüsü vardı. Faerun’un kasvetli sabahlarından biri değildi. Neşeyle yola koyulduk. Rahip günlük dualarını ediyordu. Lia gözlerini kapatmış sezgileriyle yolundaki çıkıntı ve taşları farkederek ilerliyor bir yandan yüzümüze vuran tatlı meltemin keyfine varıyordu. Marcus ise av çakısını yağlıyordu. Ben bir yandan büyülerimi gözden geçiriyor bir yandan yola bakıyordum. İlerlediğimizde yaşlı bir adam gördük.

İsmin nedir yabancı?

Adım Sebastian genç adam. Ve kasabaya gidiyorum belki siz güçlü ve pek namuslu görünen delikanlılar beni kasabaya sağ salim ulaştırma konusunda yardım edersiniz.

Neden olmasın, sana yardım etmek bize memnuniyet verir.

“Bu sırada Marcus ve Ûhmâyer zırhlarındaki kabartmaları gösterircesine gerinleştiler”

Demek bir Helm rahibi ve bir Paladin. Şanslı günümdeyim, karşıma eşkiyada çıkabilirdi.

Neyseki… Peki Sebastian bu çevrelere çöken sisler sence neyin nesi?

Sebastianın görüşü nedir bilmem ama belki de tüm bu sisin kaynağı Ravenloft denen kötülükler diyarıdır.

Helm adına… Ravenloft mu?

Orasıda nedir?

Tüm kötülüklerin rahmi, iblisin kan ve çamurla yoğurulmuş şehri. Gölge ve lanet diyarı!

Bana daha çok köylü efsanesi gibi geldi.

Yoo iblis Strahd basit bir köylü efsanesi değildir. Boyutlar arası kötülüğün merkezi lanetler ve lanetlenmişler diyarıdır!

“Bu sırada yaşlı Sebastian kıkır kıkır gülmeye başladı”

Ne o yaşlı adam? İblisler sana komik mi geldi?

Ha… Hahaha…. Hayır lordum. Sadece her maceracının bir sis gördüğünde bunu Ravenlofta yorması pek bir komik. Bence bu sadece doğanın bir hali. 

Sis pek normal değil ama şu iblisin şehri zırvasına pek inanmadım.

Keşke bir zırva olsaydı…

“Bu sırada rahip ben ve Lia birbirimize baktık. Lia hiç bu konuda konuşmamış olsa da Ravenloftu ilk duyuşu olmadığı bakışlarındaki korkuda belliydi. Yaşlı adama kasabaya kadar eşlik etti. Bize heybesinden birer elma verdi. Marcus lüzum yok desede ısrar etti lezzetli ve sulu elmaları yedik.”

Kasaba girişinden henüz uzaklaşmıştık ki 4 güzel kısrağın çekti bir karavan gördük. Bembeyaz kısraklar güneşle parlıyordu. Karavan büyük ve belli ki soylu bir lord veya kendi namına bonkör bir tüccara aitti.

Selamlar olsun.

Sabahlarınız güzel olsun. Ben El Habib Bin Hâcîd

“Karavandan seslenen kişi başında kat kat sarılı sarı renkte sarığıyla esmer teni ve kukiletalı saten ayakkabılarıyla tamda düşündüğüm üzere zengin bir Kalimşah tüccarıydı.”

Elinde neler var tüccar? Biz maceracılara göre birşeylerin var mı? Yoksa sadece incik ve boncuk mu?

Seni temin ederim efendi elf. Elimde her türden malzeme vardır. Bunlar bu diyarlar boyu bulabileceğiniz en kaliteli malzemelerdir. Yemeklerden zırhlara otantik otlardan büyülere kadar ne arasanız bende vardır ve en kalitelisi olduğunu temin ederim.

Ne dersiniz dostlarım bu tüccardan kendimize göre birşeyler alalım da yolumuza öyle devam edelim. Hazırlıklı olmalıyız ve laneti kaldırmak için nelerle karşılaşacağımızı bilmiyoruz.

Haklısın Baltazar.

Eee tüccar söyle bakalım elinde ne tür kokular var?

Koku mu?

Parfüm mü alacak yani?

İlginç bir istek…

Efendi elf. Tüm duyularınıza hitap edecek eşsiz kokularım var. Sizin gibi bilge bir kimse ıtır özü, amber ve ud karışımlı çiçeksi bir kokuyu tercih edebilir. Bu koku en yüksek divanlarda dahi iz bırakacak soylu bir kokudur ve bu diyarlarda benden başkasında bir örneği yoktur. 

“Tüccar kristal bir şişe çıkarttı, sedef kakmalı kapağıyla son derece lüks görünüyordu. Kokuyu bir mendile sürüp koklattı. Gerçekten birinci kalite esanslardan imal olduğu çok açıktı.”

Bundan bir şişe istiyorum gerçekten eşsiz.

Elbette lordum sadece 5 altın.

Hazır ilave etmişken 3 günlük çıkın istiyorum. İçinde krema, safran, adem kökü, somon fileto brokoli bolca kereviz ve bir miktarda badem ile kurutulmuş trüf mantarı olsun.

Damak zevkiniz hayranlık uyandırcı lordum. Yüksek aristokratların tercih edeceği türden asil ve bir o kadar bohem bir seçim. Hepsi birden 15 altın.

Kar güneşlinden korunmak için birde güneş yağı istiyorum. Cildimin erken yaşta renk değiştirmesini istemem.

Ah! Tabii ki lordum orkide özlerinden ve dağ kardelenlerinden çıkan yağlarla hazırlanan bu ipeksi dokudaki krem size iyi gelecektir değeri iki gümüş ama bu benim bir hediyem olsun lütfen. Böylesi soylu arzuları tatmin etmek mesleğimin sanatsal bir tezahürü gibi geliyor memnuniyet duydum.

O şeref bana ait.

” O sırada arkamı döndüğümde yoldaşlarımın suratında şaşkın ve seyirik bir ifade vardı. Belli ki bu tarz ince zevkleri anlayamıyorlardı. Bu onların suçu değil elbette herkes ince zevklerle doğmaz.”

Peki ya siz leydim? Thar kölelerinin bin günlük emekleriyle hazırlanmış Yale çiçeği özlü dehşedengiz bir koku mu istersiniz?

Uzak tut o garip şişeleri benden! Ben kokumla mutluyum…

Ah anlıyorum… Nasıl yardımcı olabilirim?

Bir büyük kırba su istiyorum 3 günlük yemek, peksimet ve kurutulmuş balık kafi.

5 gümüş…

Hıhım.

Ben de su ve üç günlük yemek alayım. İçinde kurutulmuş et peksimet ve mantar olsun.

Trüf mü istersiniz?

Hayır hayır! Sadece sarı şapkalı dağ mantarı yeterli.

7 Gümüş.

Bende su ve aynı şekilde yemek alayım küçük bir matara bira da fena olmaz

8 Gümüş.

Evet yolcular başka bir arzunuz var mı?

Sanıyorum bu kadar, sizinle tanışmak mutluluk vericiydi.

O neşe bana ait lordum sağlıcakla kalın.

Bu küçük ve zevkli aranın ardından yol hakkında konuşmaya koyulduk.

Eee ne yapıyoruz peki?

Laneti kaldırmak için ne seçeneğimiz var?

Druidin verdiği haritadaki noktaya gidebiliriz.

O kaçığın gösterdiği yoldan gitmek son derece riskli gibi.

Evet ama başka seçeneğimiz yok sanırım?

Eh pek yok gibi, Druid tam bir kaçık! Gösterdiği nokta bir zindana benziyor… Son karşılaşmamda ölmek üzereydim. Türlü belalar ve hepimiz için neredeyse kesin bir ölüm ihtimali… Neden hâla bekliyoruz?

“Sözlerim herkesi heveslendirmişti, koşar adım yola koyulup bir süre gülüşerek devam ettik fakat nereye gittiğimizi pek kestiremediğimizden haritayı açma gereği duydum.”

Şu haritaya birde ben bakabilir miyim?

Elbette…

Hmm şuan gittiğimiz yol 2 günlük mesafe. Ormandan bizi 1 günlük mesafede götürebilirim.

Bu harika olur Lia gerçekten yapabilir misin?

Elbette, bu ormanlar benim yurdum.

“Lia’nın gösterdiği yol üzere ormana girdik. Uzun ağaçlar ve türlü mahlukatın sesleri ormana efsunlu bir gizem veriyordu. Lia ormanda olmaktan mutluydu. Biz de yolumuz kısaldığı için pek neşeliydik. Keçi yolu boyunca ilerledik. Derken bir tepenin yamacındaydık. “

Peki şimdi ne yapıyoruz?

“Cümlemi tamamlamama kalmadan Lia tepeyi tırmanı verdi. Doğası gereği ne bir ipte nede bir tutcak dala ihtiyaç duymuştu. Tırnaklarını pençeler gibi duvara saplayarak hızlıca çıkıvermişti dik yamacı.”

Ah tüccardan ip almamamız kötü oldu!

Siz çıkın ben en son çıkacağım.

“Sırasıyla ıkına ıkına kan ter içinde çıktık. Ûhmâyer yere yığılıp biraz soluklandıktan sonra kendine geldi. Lia hafifce gülümsüyor ve belli ki içinden bize acıyordu. Eh onu suçlayamam bir ip almak fena olmazdı.”

“Çok ötede Lia bir Orc gördü bir tepenin üstündeydi sırtında devasa bir balta vardı neyseki başka yönde bir şey dikkatlerini çekti ve hızla zıt yöne gitmeye başladılar bizi fark etmediler. ama bu hepimizi tedirgin etmeye yetmişti.”

Hava karardı belkide  kamp yapıp şafağın ilk ışığıyla yola koyulsak daha akıl kârı olur. Böylece orclarlada aramızdaki mesafe açılır.

Avlansam iyi olur!

Lia kurda dönüşüp biraz sonra gırtlakladığı bir geyikle döndü.

Bunu neden yaptın?

Yemek yemeliyiz postundan da faydalanırız.

Uhm… Zaten 3 günlük yemeğimiz var.

ah! Evet ama yinede… yetmeyebilir.

Iıı zaten 3 günlük yemek bitene kadar eti bozulur…

Ummm…

….

Neyse benim için de biraz ısınma hareketi oldu.

Peki…

Lia bizim için yüksek bir ğaca tırmanıp çevreyi kolaçan eder misin?

Elbette.

Hemen bir ulu çınara tırmandı. Dikkat kesildi ve bize dönüp sessiz olmamızı işaret ederek hızla indi. Bu hoşumuza gitmedi. Belli ki bir sorun vardı.

İlerde bir orc devriyesi vardı ve bu yöne geliyorlar.

Saklanalım!

Saklandığımızı sanarken gafil avlayabilirler sessizce gırtlaklayalım!

Çok ses çıkar tek kişi olsa belki ama iki tanesini sessizce halledebileceğimizi hiç sanmıyorum.

Lia doğru söylüyor.

“Biz tartışa dururken orclar dan biri baykuş sesiyle çok ötedeki bir kimselere birşeyler haber etti. Ki muhtemelen seslerimizi duymuştular! Derken daha öteden farklı bir kuş sesiyle bir karşılık daha geldi”

Lia yayını gerip oklarından birini ötede duran iki orcdan birinin omuzuna sapladı. Bunun üzerine bağırarak hücum ettiler. Ûhmâyer elinden bir ışık demetiyle mızrak tutan yaralı orca bir büyü yaptı. Zırhı parçalandı ve sendeledi. Bende Yayımı gerip alnının çatına saplayıverdim. Marcus diğeriyle ilgilendi Kılıcını orc un kafasına geçiriverdi. Karşılık bile veremeden yere yığıldı. Çabucak cesetleri aradık Orc un üstünden muhtemelen başkasından çaldığı bir yüzük çıktı. Altın yüzük bir aslan şeklindeydi ve ağzında masmavi bir safir tutuyordu. Bu yüzüğü biraz inceleyip üzerinde bir büyü sezimlediği için bana verdi. Yüzüğü incelemeye koyulmuştum ki bir orman Trolü pençesini göğsüme geçirdi. Troller büyücülerden nefret ederdi. Bu yüzden saklanıp doğruca bana çullanmıştı. Beni öyle feci yaraladı ki acıdan felç olmuş gibiydim. Marcus ve Ûhmâyer şoke olmuştu. Ağzımdan kan kusuyordum. Trol bana doğru dikilmiş son hamlesini yapmak için bekliyordu.

İşte tamda o sırada oldu! Lia kurt adama dönüşmüştü. Trolün sağından yıldırım gibi saldırdı! Daha önce bir Trole böylesi bir saldırı yapacak cesarette bir kimseyi ne duymuş nede görmüştüm. Azı dişlerini trolün derisine geçirip suratını parçalıyordu. Trol pençelerini Lia nın kürkünü deşmek için kullansada Lia acıyı hissetmiyor gibiydi.Dişi druid ormanındaki yaratığa haddini bildiriyordu. Kükrüyor inliyor kemikleri kırıp kıkırdakları dişliyordu. Ormandan güç alan Lia cesaretiyle trolü parçalıyor Vahşice ısırıyor çenesiyle trolün yüzündeki kemikleri kırarken çıkarttığı ses kulaklarımda yankılanıyordu. Trol Lia yı bir darbeyle zar zor üstünden fırlatı verdi. Suratı paramparça olmuş neresinden kanadığını dahi anlayamıyordum. Bir yandan kendime kaya deri büyüsü yapmıştım. Trol inliyor bağırıyordu. Belli ki Lia canını çok yakmış cesaretiyle trolü aşşalamıştı. Ûhmâyer ışıklardan oluşan bir ok daha fırlatmıştı. Trol bu darbeyle sendelemiş ve ardından Ûhmayer e sağlamca geçirmişti. Rahip aldığı darbeyle havalanmış ve bir kavağa çarpıp ağırlığı ve şiddetiyle ağacı devirivermişti. Marcus kılıcıyla hamleler yapıyor Trolün sağ omuzunu parçalıyordu. Lia kendini toplayıp saldırıya geçti. Bu sırada ben trolün hasar görmüş bedenini onaramaması için bir alev büyüsüyle derisini yaktım. Zar zor nefes alıyor olsamda bu hepimiz için gerekliydi. Ûhmâyer çekiciyle bir darbe indirdi ama tutturamadı. Ve Marcus sağlam bir yumruk yiyip sendeledi. Lia trole arkada saldırdır ve pençeleriyle trolü biçti. Lia nın pençeleri sırtından girip kalın trol derisini yarmıştı. Yaratık dehşetle bağırdı. Marcus kılıcıyla yaratığın gerilmiş karın derisine bir darbe attı. O anca bağırsakları yere dökülüverdi. Trol yenilmişti. Hepimiz soluk soluğa kalmıştık. Lia hala kurt adam formundaydı. Minnetimi göstermek için “çok yaşa” diye zar zor bağırdım. Ûhmâyer hemen yanıma koşup yaralarımı sardı.  Tam ayağa kalkıp kendimize anca gelmiştik ki ormanın derinlerinden davul sesleri duyuldu. Bir şey yeri titreterek geliyordu…

Ağaçlar titriyor üzerlerindeki yaprakları döküyorlardı. Aniden yoğun bir kasvet doğudan esiverdi. Bir kükreme geceyi yardı ve hepimizi titretti. Marcus kılıcını çekip kükreyişin olduğu yere doğru dönmüş bekliyordu. Bir muhafız gibiydi. Ûhmâyer söze girdi;

Kaçın! Bu bir Ogreee!

Hrrrhhıaaaa! (Lia uluma ve kükreme benzeri bir sesle geri geri doğru hareket etti bu düşman bizi aşıyordu)

Ormanın derinine kaçalım böcek inlerine girip ölü gibi duralım belki sağ kurtulabiliriz!

Hayır!

Marcus sen kendinde misin bu Orc veya azgın bir Trolden fazlası bu bir dev!

Siz kaçın, kurtarın kendinizi! Ben burda Torm adına ettiğim yeminime sadık bir şekilde öleceğim. Kaçmıyorum ve kaçmayacağım! Torm yolumu aydınlatsın!

Arrghh Ahmak öyleyse beraber ölürüz!

 

“Bu sırada yaratığın yeri sarsan adımları daha da yaklaşmış ama kasvetli karanlık heybetini gizliyordu. Bir ağacı ateşe verdim sonrasında pek manasız gelen bu hareketim kafama yanan bir dalın düşüp beni kendime getirmesiyle sonuçlandı”

Yaratık dehşet bir hızla ağaçların arasından çıktı… Ve kükredi. Nefesinin dumanı ayı örttü. Ûhmâyer dehşetle yaratığa bakıp çekiçlerini kuşandı..

Lia kaskatı kesilmişti. Ben ise gözlerimi dahi kırpamadan yaratığa bakıyordum. 3 İnsan boyunda 4 İnsan genişliğindeydi. Baltası 1.5 Adam boyundaydı. Derisi kaya gibi dişleri hançer gibiydi. Lia ağaca tırmanı verdi. Ûhmâyer gözleri fal taşı gibi açılmış yaratığın her hareketine dikkat kesiliyor ani bir hamleye karşı tetikde duruyordu. Ogre’nin Baltasının ucu mızraklıydı. Kükreyerek koşarak geliyordu.

Marcus kılıcını göğe kaldırdı. Tanrılara haykırıyor bu melun yaratığı mahfetme gücü istiyordu. Kılıcı parlamaya başladı. Gökyüzünde şimşekler çakıp sağnak bir yağmur aniden bastırdı. ve Marcus üzerine doğru koşan deve baktı. Ve yaratığa tüm nefesiyle bağırarak koşmaya başladı. Yaratıkda ona koşuyordu… Dehşet verici bu manzara bir kaç ömürde bir belki görülebilir türdendi. Dev mızraklı baltasının ucunu Marcus’a tüm gücüyle sapladı. O mızrağın bir dağ domuzunu bile ipek gibi delip geçmesi gerekirdi. Ama Sir Marcus Vigor korkusuzca göğsünü mızrağa dönmüştü ve mızrak plaka zırhı seyirip geçti. Affallayan yaratığa Ûhmâyer çekiciyle bir darbe indirdi. Yaratığın sağ ayağını parçaladı ve bu yaratığın hızını kesti. Marcus Kılıcını tüm heybetiyle devin omuzuna saplayı verdi. Dev inliyor kendi dilinde küfürler edip devasa mızraklı baltasını savuruyordu. Marcus kılıcıyla devin üzerinde saplı kalmıştı balta darbeleri Marcus dan çok devin kendine zarar veriyordu. Bu sırada Amn’lı Ûhmâyer deve çekiç darbeleri indirerek kemiklerini kırıyordu. Ve Marcus bu esnada kılıcı omuzundan çıkardı. Yaratıktan uzaklaşıp onun inleyen habis suretine baktı. Marcus kükredi ve adeta kükreyişi bu dev mahlukatı korkuttu. Ardından Ûhmâyer savaş nâraları atarak Marcus’un hiddetine eşlik etti Mahluk geri adımlar atıyordu ki Marcus bu sefer klıcını böğrüne geçirdi. Göğüs kafesini parçalayıp kılıcıyla devi oyuyor dev çığlık çığlığa inliyordu. Marcus ve Ûhmâyer devin karşısında Tanrılara nağralar atarken on adam gücündeydiler sanki. Ayakları toprağı deşiyor. Kılıcı azap verici kadim bir güçle parıldıyordu. Rahibin çekiçleri çarptığı şeyi un ufak eden bir şiddetle patlıyordu. Marcus’un zırhı ay ışığıyla parıldarken nefesi yaratığın suratını yakıyordu. Gözleri dehşetle bürünmüştü. Üzerine sıçramış kanların sıcaklığı ve dumanı onu daha da hiddetlendiriyordu. Bu mahşer hali Ûhmâyer’i de dehşete düşürmüş. Dişlerini sıkarak yaratığa çullanıyor bu sırada yediği bir kaç darbe zırhını aşındırsada bunu umursamıyor gibiydi.. Kurt kadın Lia yaratığa saldırmak için koştu. Marcus yaratığın darbelerinden ilahi bir takdirle kaçınıyor gibiydi. İnsandan çok ilahi bir hayvan gibi savaşıyordu devle. Durmadan nâralar atıyorlar yaratık kaçmaya yeltense Marcus kılıcıyla Ûhmâyer çekiciyle çelik gibi derisini yarıp deşmeye devam ediyordu. Ûhmâyer çekiciyle yaratığın kafatasını kırı verdi. Ve Lia gırtlağına yapışıp nefes borsunu parçaladı. Yaratık devriliyordu artık. son bir hamle için baltasını Marcus a doğru kaldırmışken attığım büyülü alev kolunu paramparça etmişti…

O gece başka nâra atılmadı. Gülünüp eğlenilmedi… Hepimiz bu dehşet verici savaşın yorgunluğuyla başbaşa kaldık. O gece kimse böbürlenmedi. Başka kimsecikler de görülmedi. Belki çevremizdeydi pek çoğu, ama orman o gece sanki ses çıkarmaya dahi cüret edemedi. Kamp kurup dinlendik.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir