4. Gün

Gölgeler savaşının ardından iki gün geçmişti. Tekrar yolumuza koyulduk.

Orman bu sefer daha sakin görünüyordu, yinede temkinliydik. Ormanda ilerlerken bir açıklığa geldik. Işık aniden gölgelendi. Bir tür melanet sezimlemişti Marcus fakat ne tür bir lanet olduğunu çözmemize fırsat kalmadı. Yer yarıldı ve beni yutu verdi. Dostlarımdan ayrı düşmüş granit zeminli zifiri karanlık bir odaya düşüvermiştim. Karşımda gece görüşüne rağmen dahi zar zor seçebildiğim uzun bir koridor vardı. Koridorda yoğun küf kokusu hakimdi. Odanın çürümüş kokusu zihnii bulandırıyor bir yandan dostlarıma dair bir ses duyarım umuduyla duvarları beyhûde bir gayretle dinliyordum. Ümidimin kırılması fazla uzun sürmedi. duvarlar sanki asırlarca yürüme mesafesi kalınlığındaydı. Ne bir ses işittim nede bir esinti. Azar azar yürümeye başladığım koridorda sağa döndüğümde tavanda yıldız kristalleri vardı. Zifir karanlıklarda olur olmadık filizlenen bu cevher kendi özünde bir ışık barındırırdı. Çok fazla olmasada elf olmanın doğal avantajlarıylada birleşince iyiden iyiye her detayı seçer oldum. Kumtaşı desenlerini andıran sarı dalgalı granit koridorda giderken önümde bir köprü vardı. Tuzak olup olmadığında dair pek çok gözlem yapsamda varlığından veya kesinen güvenli oluşundan emin olamadım. Belli belirsiz bu taş köprüde seçilen desenleri farkedebildim ancak. O sırada karşımda yaşlı bir druid belirdi. Çatık kaşları buruş buruş suratıyla öylesine tehditkar ve korkusuz görünüyordu ki değil büyü yapmak elimi kaldırsam o an ölecekmişim gibi geldi. Yutkunuşum o dipsiz koridor ve köprünün altındaki belirsiz boşlukta yankılandı. Bu beni daha da huzursuz etti çünkü korkumu karşıumdaki druide açıkca belli etmiştim. Ve bunun üzerine söze girdi köprünün öte ucundaki druid;

Merhaba, belli ki büyük niyetler getirdi sizleri buralara!

Dostlarım seninle mi druid? Bana ismini ver…

İsmim şimdilik yalnız beni ilgilendirir Baltazar, seninkinin aksine… Ve hayır o ucube sürüsü gördüğün üzere benimle değil.

Neredeyim ben? Bunu neden yapıyorsun? Adımı nereden biliyorsun?

Bilge bir büyücü olamayacak kadar çok soru soruyorsun genç elf. Bu pek çoklarının ömrünün kısa olmasına sebebiyet verir.

Ne istiyorsun benden?

Senden mi? Hayır, senden bir şey istediğim yok. Yoluna mı gitmek istiyorsun? Bilgeliğini göster arif ol ve anla! Önündeki taş basamakların üzerinde çeşitli desenler görmektesin. Bu bir efsanenin işlenmiş halidir. Efsane hakkında sanıyorum ki yolculuğun sana zaten bir şeyler öğretti. Şimdi irfan sahibi kimseler gibi gerisini bil ve adımlarını ona göre at. Unutma arif kimseler bir meselenin başından sonunu sonundan başını ortasından ise başını ve sonunu fehmeyleyebilen kimselerdir!

Druid sözlerinin ardından oracıkta kayboldu. Belli ki büyü ilminde ustaydı. Taşlardaki şekiller heykelini gördüğümüz Elfin hikayesini betimler biçimdeydi. Taşları sırasıyla aşmaya çalışırken 2 kez yanıldım ve bu beni harab etti. Neyseki başka hata yapmamıştım. Yoluma devam ederken bir odaya çıktım. odada bir tür golem vardı. Fakat bu golem kitaplarda anlatılanın aksine neredeyse 4 de 1 i boyutunda yinede en az anlatıldığı kadar tehlikeli görünüyordu. Onunla savaşmak zorunda kaldım beni yerden yere vurdu ve canımı son anda kurtarırken minik golemi derdest etmeye kabil oldum. ağzımdan ve burnumdan kanlar geliyor. Kemiklerim etimin içinden bıçaklar gibi batıyordu. Yürüyecek mecalim zar zor vardı. Odanın sonundaki lahitin üzerine kendimi bıraktım. Normalde olsa uzun uzun lahiti incelerdim. Ama şuan tek düşündüğüm bu ne üdü belirsiz izbe yerde ölürken arkamda erişemediğim sonsuz bilgeliğin açlığı ve özlemini bırakıyordum. Druid karşımda beliriverdi, ne konuşacak nede direnecek nefesim yoktu. Bana bir soru sordu…

Sara’yı kurtarmak istiyor musun?

“Söz ettiği heykelinin karşısında uyandığım ve lanetle ilişkilendirdiğim elf kadındı…”

-Evet…

Peki öyleyse…

Druid elime bir harita sıkıştırıp kafama bir miğfer takıverdi. Miğfer öylesine ağır gelmiştiki zaten can vermek üzere olan bedenimdeki son sağlam kemikleride kırmıştı sanki. O anda druid önceki gibi yok olu verdi fakat arkasında yekpare kayadan görünen duvarda bir kapı açılı verdi. Tılsımlı sözcükler kullanarak kendimi zar zor kaldırıp kapıdan geçmemle bir madende dostlarımın karşısında buldum kendimi…

Yüce dehlizler dolsun! Baltazar sana ne oldu?

Ûhmâyer, onu hemen iyileştirmeliyiz.

Ben etrafı kolaçan edeyim bunu yapan buralarda olabilir…

S…Sa..sara…öhm…öhhö…

“O anda bayılıvermişim, uyandığımda başımda Helm rahibi Ûhmâyer dua ediyordu. Marcus ise merhemler sürüyor bedenimdeki yaraları bandajlıyordu. Lia tedirgin bir ifadeyle ve biraz da acıyarak beni süzüyor belli ki hayatımdan endişe ediyorlardı. Çok geçmeden kendime geldim. Rahiplerin sihri ve eczaları çarçabuk toparlanmamı temin etmişti.”

Sana neler oldu dostum?

Tuzaklı bir köprüde harcandım ve bir yavru golem işimi bitirirken bir yandan kaçık bir druidin ki bu herif bizi buraya düşüren zât oluyor tahminim, bilmeceleri ile meşgul oldum. Kafamdaki kahrolası miğferi ve elime sokuşturduğu harita ise bunları atlatmamın ödülüydü sanırım.

Ulu tanrılar seni korumuş olmalı. Ama kafama takıldı golemler yavrular mı?

Alınma dostum ama göbeğinden büyük kayaları bedenimi ezip çiğnemek için son sürat fırlatırken sohbet edecek fırsatım olmadı üzgünüm!

Bağışla beni…

Druidle neden savaşmadın?

Çünkü o yaşlı kaçığın köpeğe dönüşmekten daha kadim kabiliyetleri vardı…

Hrr!

Neyse dostlarım artık tekrar beraberiz, öyleyse bu madenden çıkalım. Seni aramak için buraya giriverdik senin toza toprağa yutulurken Lia dikkat kesilmiş ve düştüğün yerde yıldız kristalleri ışığı görmüş. Eh kristaller sanırım sadece madenlerde olur. Haliyle pek yakında bir maden girişi bulmamız bir rastlantı değildir diye düşündük.

İyi düşünmüşsünüz.

Peki şu sayıkladığın isim neyin nesiydi? Sara?

Ah! O yarı üryan karşısında uyandığımız heykeldeki kadıncağız hani şu simyacının evinde bulduğumuz tablonun arkasına iliştirilmiş nottaki. Druid bana onu kurtarmak isteyip istemediğimi sordu…

Peki?

İstiyorum dedim.

İstiyor musun?

Laneti kaldıracaksa evet bir ejderha ininden kokuşmuş bir trolü kurtarmayı bile isterim.

Birileri ölümden feci korkuyor anlaşılan…

Ölümden çok yeterince öğrenemeden ölmek korkutuyor beni dostum. Bilgeliğe hayranlığımı kelimelerle ifade edemem.

Ne soylu bir amaç ama…

Evet bir ara sende soylu bir amaç edinmeyi deneyebilirsin. Yani köpek olmadığın zamanlarda.

Balatazar suretim bir kurt! Köpek değil!

Tamam tamam, her neyse…

Yola koyulalım…

Haklısın dostum, dünyevi sataşmalarımıza başka yerlerde devam edebiliriz ki olmamasını yeğlerim.

“Toparlanıp madende ilerlerken kazma sesleri işitip yönümüzü değiştirdik. Bir grup cücenin ayaklarından birbirine zincirlenmiş halde madeni kazdığını farkettim. cüceler gri ve sevimsiz kıyafetler içindeydi. Hayır cücelerin genel sevimsizliğinin ve moda anlayışlarının kıt olmasının ötesinde bir sevimsizlikdi bu. Ve cüce efendiler ayaklarından zincirli halde bulunmazlardı. Tabii köle değillerse…”

Ey efendiler bu haliniz nedir? Torm sizleri kutsasın!

“Cücelerden biri öne atılıp konuşurken diğerleri onunla sürüklenip devrildi. Öfleyip pöfleyerek ayağa kalkan diğer cücelerin sonrasında lafa girdi”

Pek gösterişli giyinmiş maceracılara benzemektesiniz. Belli ki kötü kimseler değilsiniz. Belki bizi bu druidin kör olası madeninden kurtarırsınız. 

Demek kaçık herif sizi köle yaptı!

Ne? Onu gördün mü? Ve hâla hayattasınız efendi elf? Ya çok şanslısınız yada pek duyulmamış bir efsunun sahibi! Ben ve dostlarım 5 yıl önce bir altın damarı ararken ormandaki bu madene giriverdik. Girmez olaydık! Kazmaz olaydık! O günden beri druid bizi köle olarak çalıştırıyor. Karşı koyanları feci büyüleri ve kabiliyetleriyle tarumar ettiler. Bizler her ne kadar cüce olsakda pekde kılıç kalkan tutmamış maden kazıcılarıyız lordum. Bize yardım edin benim adım ;     Khoukaes Ironheart ve bunlarda dostlarım; Jammaen Beastbasher, Nongroic Wraithgrip, Habuck Mountainmaster, Gizom Ingothide, Yalmet Fierybasher, Daretmus Heavyrock, Yukkael Bitterpike, Bunmock Forgebringer, Kroggog Leadgrog.

Peki bu ahlaksız herifin bir ismi yok mu?

Biz hiç öğrenemedik lordum. Yardım edecekmisiniz?

Cüce sözünü henüz bitirmiştiki Marcus kılıcını zincirlere vuru verdi. Zincirler kırılınca cüceler bellerini doğrultup gülümsemeye başladılar.

Gelin dostlar bu madenden birlikte çıkalım, Karşımıza çıkacak olan bizden korksun!

Horrraaaa,Horrraaaa,Horrraaaa

Cücelerle dehlizler boyu ilerledik. Çıkışa gelmiştik ki karşımızda bir grup silahlı elf ve bir toprak elementali gördük. elementaller golemlerin aksine doğal canlılardır. Hiç de dostane görünmeyen bu ahali konuşmamıza fırsat kalmadan saldırıverdiler. Marcus kılıcıyla elementali yaralamaya çalışırken ben ve Lia oklarımızla 2 elfi sağlamca deldik. Lia kurtadama dönüşerek öteki elfi biçti. Ûhmâyer çekiciyle elementali tokmaklıyordu. Bende Marcus ve rahibe büyülerimle eşlik ettim. Bizleri gören cücelerde ellerindeki kazma ve küreklerle dövüşe daldı. Neyseki boyları ufakdı da çok hırpalanmadan sıvışıyorlardı. Gerçi bir iki tanesi elementalin darbesiyle duvara yapışıp bir kaç dişini orada bırakmış olsada yinede ucuz atlatmışlardı. elementali devirdiğimizde Lia yaralı elfleri ve diğerini halletmiş kurt oluşunun etkisiyle cesetlerini parçalıyordu. Savaş bittiğinde cüceler minnettarlıklarını sundu ki bu cücelerde pek az görülen bir meziyettir. Bize avuç içi kadar ki insan avucunu kast ediyorum…bir yakut verdiler. Yakut pek kıymetli ve lekesiz görünüyordu. Yolculuğumuz için iyi bir hediyeydi. Cüceler madenden çıkıp 5 yıl önce geldikleri yere dönerek akrabalarını bulma umduyla yanımızdan ayrıldılar. Yaralarımızı sarıp ormanda kamp kurduk. Marcus nöbet tutarken sağlamca bir uyku çektik. Bunu hak ettik doğrusu…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir