2.Gün

Uykuya henüz dalmıştık ki kapının yıkılırcasına tokmaklanmasıyla kendimize geldik. Hepimiz aynı anda odalarımızdan çıkmış hancıya doğru gitmek için aşşağıya inmiştik. Rahip bu sırada hâla kuşaklarını bağlıyor. Ozan ayakkabısını geçirip hazırlanıyordu. Pencereden göz seyirttiğimizde hortlakları gördük. Dehşet verici çürmüş etleriyle sanki hâla yaşıyormuşcasına bir kuvvet ve kararlılıkla hanı kuşatmışlardı. Boşuna yaşayan ölü değildi lakapları.

Kapıyı hızlı bir hareketle açtı paladin Sir Marcus… Hep bir saldırdık kötülüğün uşaklarına. Çok geçmeden çevremizin sislerle örülü olduğunu farketmiştik. durum ümitsizliğe sürüklenirken sisin içinden gösterişli zırhı devasa kılıcıyla bir insan belirdi. Aklaşmış saçlarının ötesinde siyah bıyıkları en az bir insan kadar ağır olduğunu düşündüğüm heybetli kalkanı ve son derece ciddi bir surat ifadesi vardı. Mahlukatlarla savaşmıyor adeta onları biçiyordu.  Sis içersindeki sesleri güç bela takip ederek bir kaç çürümüşüde halledince hancıya döndük. Ve bu kahramnın kim olduğunu sorduk. İsmi Nabir di. Hortlakların gürültüsüne ve paladinin Torm için attığı nâra lara kulak kabartıp yanımızda bitivermiş. Eski bir maceracı olduğu her halinden anlaşılıyor olsa da az serin kanlılığı ürperticiydi. Sis dağılınca kapıları ve pencereleri sürgüledik Nabir korkusuzca evine gitti. Bizde bir damla uyku muradıyla odalarımıza geri çıksakda en azından ben yürüyen tahta kurularının sesine dahi dikkat kesildim ve epey zor uykuya daldım.

Gece dingin bir elf şarkısı dinledim rüyalarımda. Hoş bir kadın gördüm beni çağrıyordu ismimle hitap ediyordu güzelliği büyüleyiciydi. Uyandığımda kendimi iç kıyafetlerimle donmak üzere bir heykelin yanında buldum. Kafamı kaldırıp heykele bakmamla küçük dilimi yutacaktım neredeyse. Beni rüyalarımda kendine çağıran güzel elfin heykeliydi. Dostlarıma bakındım bir süre ama kimsecikleri göremedim. Az öteden tanıdık bir ses bir nebze kendime gelmemi sağladı.

Baltazar! Hey!

Sir Marcus, nasıl ve neden burada olduğumu bilmiyorum gözlerimi bu acayip ve garaip heykelin dibinde açıverdim.

Sanırım bu rüyamda gördüğüm heykel!

Yoksa sende mi?

(bir süre şaşkınca birbirimize bakıp ikimizinde ve hatta muhtemelen diğer dostlarımızın da aynı rüyayı gördüğünü anlamamız uzun sürmedi. Ancak onlara rüyamdaki şarkıdan bahsetmedim nedenini bende bilmiyorum.)

(Çok geçmedi ki pervasız ozan ve rahip de bizlere yanımıza geldiler. Ûhmâyer heykeli gördüğünde beti benzi attı belli ki gerçekten hepimiz aynı rüyayı görmüştük. Nedense ozanın suratında samimiyetsiz ve kaçamak bir tebessüm vardı ama o an buna çok da aldırış etmedim.)

Hortlaklarla ilgili araştırmalarımız bizi Nabir ile tekrar karşılaştırdı ve bir simyacıdan söz etti. Tarif ettiği evi bulmamız zor olmadı. Oraya gittiğimizde yerde kapısının önünde bir ceset vardı.

Torm adına burada ne olmuş?

//Küt küt küt//

Usta! Ustam sana ne oldu bunu kim yaptı aağğğğghıhıh

(Simyacının çırağı kapıyı açmasıyla gördüğü manzara karşısında dehşet ve kedere boğulmuştu ben ise hala kıyafetsiz ve üşür vaziyetteydim.)

Off soğuktan kemiklerim titriyor simyacı çırağı bir fincan çay yada bir tas çorba yok mu bu lanet evde?

Seni kodumun sivri kulaklı şerefsizi adamın ustası ölmüş ve henüz naşı önümüzde duruyor!

Evet biran önce kiliseye götürüp defnetmeliyiz…

Ühüh… Bu.. Buralarda kilise yoktur lordum biz kü…

Torm sölzerini bağışlasın! Kafirler yuvasındayım sanki ne demek kilisemiz yok?

Hay soktumun yobazı toplasan 40 hanelik bok kokulu bi balıkçı kasabasındayız neyin kilisesini arıyoruz önümüzde bir naaş var biraz saygınız varsa defnedelim.

Ama…

Bart haklı Marcus, hoşuma gitmesede bu insanlar küçük bir hayat yaşıyorlar. Helm ışığı onları aydınlatsın umarım.

Cesedi kokuşmadan gömmeye karar verdik sonunda ne hoş.

——————

Kasabanın az dışındaki mezarlığa gittik Rahip ve Paladin o şaşalı dualarıyla adamı gömdüler. Cesedin üzerinden çıkan yüzük runik bir dildeydi ve incelemem için Marcus onu bana verdi. Bu sırada Bart kasabanın muhtarıyla görüştü. Döndüğünde bize avuçlarımıza bakmamızı söyledi. O an hepimiz dehşete düştük avucumuzda damarlarımızı takip edercesine siyah bir leke vardı. Belli belirsiz şekildeki bu leke ne büyüyle ne temizlenmekle çıkmayınca gece gördüğümüz rüya ve heykel ile alakalı bir lanet olduğunu anlamamız uzun sürmedi. Handa gecelemek için döndük. Gece yüzüğü inceleyerek geçirdim. Genel olarak sakindi.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir