1. Gün

Kaçmalıyım… Kahretsin!

Ne vardı sanki o iblisi çağıracak… Ama hayır bilginin enginliği buna değerdi. Baş büyücü Awazif ve diğerleri karmaşaya dahil oldular. Koruma çemberinde yaptığım o ufacık hata tüm büyücüler kolejini karıştırdı. Ukala Firopius un ifritten eteklerini kaçırıp çığlıklar atarak koşması sanırım bu kolejde gördüğüm yegane harika şeylerden biriydi. Buraya kadar… Artık burada kalamadım karmaşayla birlikte bende kaçtım. Neyseki çağırdığım ifrit herkesi meşgul etmişse de yinede izlendiğim hissinden kurtulamıyorum.

Kolejden biraz uzaklaşmıştım ki arkamda o avare ozanı gördüm. Sapsarı dişleriyle bana gülümsüyordu…

Hey ozan benimle ne işin var?

Kolejin kasvetli surlarından sıkılan bu yegane büyücüye bir yoldaş gerek diye düşündüm.

(Şüphesiz ozan bana art niyet beslemez ancak yinede kılık değiştirmiş bir büyücü veya iblis olmasa bari)

Yoldaşlık edeceğin büyücünün hiç çıkını yok, varsada anca kendine yeter…

Ah büyücü lordum ben bir dilenci veya hoyrat bir yancı değilim. Namelerimi diyarın ucundan ucuna yayma hevesiyle dolaşan bir maceracıyım ve çıkınım var endişe etmeyiniz.

(Neyseki fazladan bir boğaz beslemem gerekmeyecek, eh o zaman eli kılıçlı elf kıyafetleri kuşanmış insan bir ozan gideceğim belirsizlikde çok da fena olmaz sanırım.)

Tamam öyle ise ben kuzeye gidiyorum bana yoldaşlık et ki kasvet ruhumuzu kesip kavurmasın.

Menuniyetle Baltazar.

(Ozanla daha önceleri sohbetlerimiz ve kulenin çeyrek gün ötesindeki balıkçı kasabasına hovardalık seyahatlerimiz olmuştu. Ama bugün kendimde o samimiyeti gösterecek sevecenliği bulamamıştım. Tanımazdan gelmek nedense daha uygun kaçmıştı)

Akanbuz yolunda ilerliyorduk ki üstümde bir büyünün tesirini hissetmem uzun sürmedi. Dönüp baktığımda yolumuzun ötesinde bize bakan şişko bir rahip ve parıldıyan zırhıyla ahlak timsali gibi tepede rahibe eşlik eden bir paladin görmem uzun sürmedi. Sanırım üzerimde bir tür iblislik olup olmadığını süzüyorlar. paladinler,rahipler… Tanışmak ve görüşmek isteyeceğim son mahlukatlar… Gözleriyle suçlayıp elleriyle ateşe verirler. Pek çoğu kahinatın esrarını merak dahi etmeyecek kadar yobaz ve kibirli…

Aldırış etmeden yolumuza devam ettik… Bir an gözümü omuzumdan seyirttiğimde aynı yolda devam ettiğimizi gördüm. Ama tehditkar görünmediklerinden umursamadım.

Balatazar şşşhh…

Ne?

Şşşhh

Ozan bana böyl…

“kapa çeneni ve hareket etme”

(Ozan bir şey görmüş veya hissetmişti ki benimde yerde karın üstünde duran koca ayak izlerini farketmem çok uzun sürmedi.)

//Auughhrrrr…//

Bu bir YETİ!

(Yetiler karlı dağlarda dolaşan dev kar adamlarıdır. Pek çok diyar sakini onların efsane olduğunu sansa da yaratık bilimi tahsil edenler bu yaratıkların izbe ve uğursuz soğuk yerlerde ahmak yolculara ki bu durumda kabul etmek istemesemde bunlar biz oluyoruz… Ufak süprizler yaparlar.)

Ozan kılıcını ve diğer saldırgan silahlarını belleyip kar adamına bakıyordu. Çok büyük sayılmasada ikimizide un ufak ederdi. Ozan dövüşmeyi murad etmiş ve kendine güzel bir ölüm seçmişsede ben kaçmayı tercih ederim. Eh nede olsa bu destansı savaşı yaşayıp diyarlarda anlatacak biri olmadan ölmüş olmasının bir anlamı olmaz. Geri doğru kendini atmış olmam la rahibin fal taşı gibi açılmış gözlerini ve çekicini görmem bir oldu. Ona eşlik eden paladin de kılıcını göğe kaldırmış sözde tanrılarına methiyeler düzerek bana doğru koşuyorlardı.

Ama asıl amaçlarının ozanın “destansı” mücadelesine katılmak olduğunu anladım. Yanımdan koşarak geçtiler. Güvenli bir mesafeden onları izledim. Rahip gırtlakdan konuşarak canavarı bu dünyada yeri olmadığını söylüyor bir yandan da kaçınarak her fırsatta çekiciyle karnına ve bacaklarına darbeler indiriyordu. Konuştuğu lehce belli ki Amn rahiplerine aitti. Paladin ise kılıcıyla hoyratca savurmalar yaparken zavallı ozan kar canavarının bir boşluğunu yakalamak için ordan oraya savruluyordu. Derken kılıçlarıyla yaratığın göğsünde dev bi yarık açtı. Paladin yaratığın dehşete düşmüş halinden faydalandı ve çığlıklar atarak dev kılıcını savurduğunda yere dökülen bağırsakların ıslaklığı karları bir nebze eritti. Ama son darbe Amn lehçeli rahibin elinden bir demet ışık hüzmesi çıkartıp bir ok gibi yek vicut yaratığa fırlatması oldu. O devasa yaratık yere yığılırken bizim ozana sağlamca geçirdiysede artık heybetinden eser olmayan bir cesetti. eh kar canavarının mahfı kesinleştiğine göre böylesi kimseler yolumda yoldaş olmak isterse hayır demem doğrusu.

Torm sizleri kutsasın!

(Bir paladin ve rahibe sanırım en samimi böyle selam verilebilirdi, eh inanmasam da inananların zaaflarına saygılıyımdır nede olsa.)

Ozan ellerini dizlerine kavuşturmuş soluk soluğa bana bakıyordu. Nedense suratındaki ifade pek nahoşdu. Sanki o yaratığa kılıç çekerken omuzlarının arkasından büyülü oklar fırlatacağımı düşünmüş gibiydi. Eh bu kadar salak değildir herhalde… Soluklandıktan sonra ilk başta paladin söze girdi.

Selamlar seninle olsun torm’un sadık kulu

Yo yo efendi paladin dinlere daha çok akademik bir gözle bakmaktayım

Ne yani yüce efendimizin adını bana dalkavukluk için mi andın?

(Düşündüğümden daha zeki bir paladin olduğu kesin)

Aslında ben tüm dinlere saygılıyım ama sadece saygılı.

Ne yani inançsız mısın yoksa?

(Sanki evet desem beni ateşe verecek gibi bakıyordu ama hayır inanç denen kisveyi kabul etmiş numarası yapmayacağım)

Evet ben daha çok özgürlüğüme düşkünüm…

Hay bin ışık seni arındırsın! Kalbi inançsız bir kimse her an zaaflarla örülüdür. Görmedin mi Ûhmâyer (şişko rahibi göstererek) nasılda elinden inanç dolu kıvılcımlar saçarak bu habis yaratığı al aşşağı etmemize yardım etti.

(Tam da düşündüğüm gibi bir Amn rahibine yaraşır bir isim…)

Evet elbette efendi paladin… Yani sayısız çekiç ve kılıç darbesinin yanı sıra (İstemsizce suratımda bir gülümseme belirdi ki rahip pek haz etmedi bundan) yaratığı hacamat eden eminim ki inancınızın bir mucizesiydi…

Her neyse en azından ruhunu iblislere satmış bir kafir değilsin. Umarım bir gün ışığın yolunda aydınlanırsın.

Umarım…

Ben uçsuz diyarlardan Sir Marcus Vigor, Rahip dostum ve yoldaşım Amn’lı Ûhmâyer. Peki sizler kimsiniz ey yabancılar.

Sohbet ve tanışma faslını buradan daha kuru ve güvenli bir yerde yapsak daha akıllıca olmaz mı?

(Hepimiz ozanın dediklerine sessizce onaylar biçimde yola koyulduk. Bir yandan konuşmaya devam ettiysekde gözlerimiz fel fecir etrafı süzüyordu nede olsa kar canavarları asosyal olsalarda çok gürültü çıkmıştı)

Ben büyücüler kulesi sihirbazlarından Baltazar.

Merakımı maruz gör efendi büyücü, ama nasıl oluyorda bir yüce elf bir insan ismi taşıyor?

Anne ve babamı hiç tanımadım. Gözlerimi açtığımda büyücü kulesinde çıraklık ediyordum. Ve bana verilen bu ismin neden verildiğini sorgulamadım. Yani ismimi insanlar verdi. Ve sanırım dillerine daha makûl gelecek bir isim tercih etmek istediler.

Imm

Ben ozan Bartalameos Von Sapfher diyarların meşhur beyitleri benden sorulur, büyücü kulesinde destanlar çıkacak beyitler dinleme umuduyla aylar önce gitmişdim ama pek ketum bu kitle düşündüğümün aksine can sıkacak kadar olağan işlerle meşguldü. Baltazar bu kasvet ve garabetden sıkılıp yollara düşdüğünde bende ona yoldaşlık etmeye başladım.

Herhalde seninde süslü elf kıyafetleri giyme sebebin elflerce büyütülmüş olman değildir?

(Diyerek söze girdi biraz daha konuşmasa sessizlik yemini etmiş sanacağımız Ûhmâyer)

Hayır Amn’lı efendi. Benimki daha çok elf kıyafetlerini sevmemden ötürü geliyor.

Bu diyarın yabancılarıyız yolunuzu yolumuz bildik ama buraya gelmemizin asıl nedeni bu diyarı çalkalayan hortlak efsaneleri… Bu konuda bir malumatınız var mı?

(Belli ki bu adamların niyeti derin dehlizlerden terk edilmiş harab köylere kadar dolanıp söylentiler hakkında bilgi edinmek, ki buda pek çok eski büyü kalıntısı demektir…)

Hayır ama söylentiler büyücü kulesinde sık sık dile getirildi. Sanıyorum veya umuyorum bu şerefli yolculukda tecrübeli bir büyücünün yardımını isteyebilirsiniz.

(O sırada Amn’lı rahip karşıma dikildi kaşları çatılmış eli çekicine varmışdı son derece tehditkar bakıyordu)

Tecrübeden kastın nedir elf büyücü!

(Ozan kar canavavarının intikamını alırcasına sessiz kalmış paladin ise yüzünü ekşiterek arkadaşına müdahale etmeden izliyordu, eh nede olsa yobaz heriflerdi bunlar ve sözlerimin anlamını kavramak yerine yargıçlığa soyunmuşlardı.)

Beni yanlış anlıyorsunuz Amn’lı efendi! Kast ettiğim şey hortlak kovma ve lanet kaldırma gibi becerilerimdi. Unutmayın büyücü kulesi çıraklarından biriydim.

Telaşımı ve hiddetimi bağışla. Bir büyücüden şüphe ettiğimde hamle yapmasına izin veremezdim nede olsa bir iki efsunlu sözle bizi affalatma ihtimalin vardı.

Yo yo anlıyorum…

Tartışmamızı cidden daha kuru bir yerlerde yapsak. Bakın az ilerde sakin bir balıkçı kasabası var. Çok birşey değil ama kuru bir dam ve sedir bir döşek pek iyi olur.

Haklısın Bartalameos…

Sadece Bart desen de olur…

Pekala Bart.

(Az ilerde tüten bacalar ve minik kulubeler gördük. çok geçmeden kasabanın hanına varmıştık.)

(Handan girdiğimizde loş ve renkli ışıklar huzur vericiydi. Büyülü teplaf yaprakları ortamı yeşilin ve mavinin dingin tonlarına bürümüştü. Hafifce gülüşen sarhoşlar ve şömine alevinin çatırtısı dışında yegane ses köşede gencecik bir ozanın öttürdüğü flüt sesiydi.

Hancı selamlar olsun görüşmeyeli pek zaman oldu.

Harabemde kimleri görüyorum… Piç büyücü Baltazar ve bakire sevici Bart! Sefalar getirdiniz dostlatım. Arkanızda duran asık suratlı kimseler de sizinle mi?

(Rahip ve paladin buna biraz gücenmiş görünsede sanırım hisettiğim büyü neticesinde o sırada handaki herkesi süzmekle meşgul olduklarından çok da aldırış etmediler…)

Evet dostum bizimleler umarım bu soğuk geceyi geçirebileceğimiz odalarından vardır. Ama öncesinde hepimize birer arpa birası ver ki içimiz ısınsın.

Eh burası neredeyse terk edilmiş diyebileceğimiz kadar ıssız elbette bol bol odam ve biram var. Peki biralarınızı yuvarlarken ne yersiniz?

Ben kurutulmuş et ve ekmek istiyorum hancı.

Bir yahni tabağı alırım.

Domuz pirzolası ve mantar kızartması olsun.

Ben sadece haşlanmış sebze alayım…

(Yemeklerimizi yerken ve biralarımızı höpürdetirken paladin hancıyla sohbete koyuldu)

Biz uzak topraklardan bu diyarlara hortlaklarla ilgili söylentileri dinlemeye ve buralardaki iblis lanetine bir son vermek için geldik. Sizin bilip işittiğiniz nedir bu hususda.

Ah lordum şu umursamaz büyücü ve bakire avcısıyla gördüğümde aylaklık için dolanan kimseler olduğunuzu sandım. Elbette bu melanetten haberimiz var. Buraların yaşlılarından olan Baver daha kısa zaman önce bir hortlak tarafından öldürüldü. Yazık iyi bir balıkçıydı…

Sen ettiğin sözü işitiyor musun hancı? Burada bu küçük kasabada dahi görüldü bu iblislik ve sakince oturabiliyorsunuz?

Elimizden ne gelir lordum? Biz kendi halinde kimseleriz. Ne kaçacak dermanımız ne savaşacak heybetimiz var…

Torm adına nedir bu ferasetin sebebi. Yan gelip yatarak hortlakların gelmesini mi beklemekdesiniz.

Marcus… Sakin ol. Buradaki insanlar çoğu zaman kaliteli bir dirgen dahi bulamaz… Kaldı ki kılıç kalkan bulsunlar da savaşsınlar.

Elf haklı Marcus bu insanlar ümitlerinden önce yitirmişler zırhlarını ve kılıçlarını… Burası yalnızca nahoş kokan bir balıkçı köyü.

Sivriliğimi bağışla hancı…

Zararı yok efendim.

İlla ki bu adam saldırıya uğrarken görenler olmuştur. Bu gece bir uyku çekelim yarın neler olup bittiğini soruştururuz.

Doğru söze nedir… Bana hususi bir oda ver Groben

Eh elbette eski dostum bir altın verirsen neden olmasın.

(Altını masaya fırlattım Groben o an bir Luskan kölesinin yahniye baktığı gibi baktı altına ve hemencecik biyerlerine sokuşturu vererek büyük bir heyecanla diğerlerine yöneldi)

Efendilerde geceyi hususi odalarında geçirmek isterler mi?

Böylesi bir şaşaya lüzum yok ben ve arkadaşım çift yataklı bir odada kalırız.

Bende size eşlik edeyim burada odalar üç yataklıdır.

Hiç dert değil.

Bir gümüş…

(Hancı büyük hayal kırıklığına uğramış olsada aslında böylesi izbe bir mekan için iyi bile kazanmıştı)

(Yemeklerimizi bitirip odalarımıza çıktık ve o gece sakince uykuya daldık.)

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir