Geleneksel Tıraş

Merhabalar. Tıraş olmak sanıyorum bazıları için işkence bazıları için zorunluluk bazıları içinse bir keyif. Genelde tıraş yapmayı keyifli bulanlar bunu dakikalar hatta saatler süren bir ritüele çeviren geleneksel tıraş sevdalılarıdır. Ben esasında sakal uzatmayı seven biri olsam da geleneksel tıraş ilgimi çekiyordu. Bu sebeple hadi bende şu kitleye katılayım dedim ve araştırmaya başladım.

Öncelikle geleneksel tıraş elektronik makina yada şu permatik tarzı aletlerle değil içine yaprak jilet konulan eski tip aletlerle veya daha da ötesi sığır derisinde aşındırılan usta işi ustura tıraşı oluyor. Bu noktada ustura gerçekten ustalık istiyor ve eli yatkın olmayanlar için tehlike barındırıyor. Zaten ustura tıraş sevenler de genelde yıllardır müşterisi oldukları esnek elli berberlere kendilerini ve sakallarını emanet ediyorlar. Ev tipi geleneksel tıraşda genellikle yaprak jiletli tıraş makinaları tercih ediliyor. Yine basınçlı tüpdeki köpükler değil kıl fırçayla köpürtülen tıraş sabunları kullanılıyor.

Araştırma aşamasında markaları keşfettim. Ülkemizde yerel veya ithal pek çok ürün bulunuyor. Tıraş makinası olarak Mühle,Feather,Edwin Jagger,Wilkinson,Fuji ve Gilette en çok rağbet edilenler. Bu noktada Hippi tarzının yükselişiyle markalar pahalı ve bir o kadar süslü ebonit,kemik,ahşap gibi malzemelerle yaptıkları gövde kaplamalı makinaları son derece al beni yaratıyor. Tabii aynı markaların görsellikten öte işlevselliğe yönelik ucuz ancak kalite bakımından aynı düzeyde makinalarıda var. Makina dediğime bakmayın yaprak jiletli tıraş aletlerinden söz ediyorum. Ben bu noktada tercihimi Edwin Jagger markasından yana kullandım. Ve dışı kemik rengi kaplaması, askı ve fırçasıyla satılan Edwin Jagger S81M35711SR Jiletli Tıraş Seti ürününden yana kullandım. 210 Tl gibi bir fiyatı vardı. Ancak dediğim gibi markanın aynı kalitede daha az gösterişli 40-50 lirayada ürünleri var. Ve bu ürünler iyi davranıldığı sürece evladiyelik. Yani oğlunuza torununuza dahi bırakabileceğiniz kalitede. Zaten söz konusu yüz tenine temas edecek bir ürünse gidipde 15 liralık neüdü belirsiz çin malı tezgah ürünü kullanmak istremezsiniz. Zira bu makinaların kalitesi bir mecburiyet. Aynı zamanda modellerde görsellik dışında sap dokusu veya açı gibi farklarla cildinize yapacağı muamale bakımından birbirinden ayrılmış durumda. Bazısı yumuşakca temas ederken bazıları daha sert açıyla kösele kıvamına gelmiş sert sakallı yüzlere hitap ediyor. Tabii en önemli 2. faktör kullandığınız yaprak jilet. Yine araştırdığımda pek çok marka ve çeşit çıktı. Benim tercihim Mühle 10lu yaprak jilet oldu. 9 Tl kutusu. 2 kullanımlık olduğunu varsayarsak tıraş başı maliyet 50 kuruş. elbette yine benzer kalitede yerli markalar çok daha ucuz.

 

Mühleyi tercih etmemdeki esas sebep araştırdığımda cilde daha merhametli davrandığı yönündeki söylemdi. Zira dediğim gibi sert sakallı insanlar jiletinin çok daha keskin veya hunharca olmasından yana çok şikayet etmiyor. Örneğin yukarda aldığımı söylediğim makinanın yanında gelen Feather marka jilet daha çok tecrübeli kullanıcılara öneriliyor. Ve Mühleden bir miktar daha keskin. Mühlenin 2 adım yumuşak olmasının sebebi daha çok benim gibi hassas ciltli ve yumuşak sakallı kimselere hitap etmesinden ötürü.

Makinaya dönecek olursam jileti yerleştirmek ve kullanıma hazır hale getirmek sadece 1 dakika sürdü. Son derece basit ve kullanışlı bir vida sistemi söz konusu. E tabi bir diğer önemli faktörde cildimizi hazırladığımız ve sakallarımızı tıraş için uygun kıvama getirdiğimiz sabun meselesi.

 

Sabun konusunda da yine baba kokusu olarak akıllarda yer eden Arko kremli tıraş sabunu karşımıza çıkıyor. Pek çok insanın öncelikli tercihi arko ürünleri. Ve gerçekten rüştünü ispat etmiş. Memur kesimin yoğun olduğu bir toplumda kendini kanıtlamış. Gün aşırı tıraş olan insanlara kendini sevdirmiştir. Bu koku meselesi öyle meşhur hale gelmiş ki zamanında berber kokusu denmeye başlamış. Haliyle sevenide olmuş nefret edenide. Ancak ben yine tercihimi ithal bir üründen yana kullandım. Pek az insanın bildiği ve kullandığı Badger tıraş sabununu tercih ettim. Beni bu tercihe yönelten sabunun odunsu kokusu olduğunu yazmaları. Ve birazda paket üzerindeki retro tarzdaki porsuk (badger) çiziminin tatlılığı oldu. ?

 

Tıraş sonrası balsam için yine Hippi tarzının yükselişiyle ön plana çıkmış yıllardır üretim yapan firmalardan olan Proraso oldu. Aslında bu bir tercih değildi zira balsam almayı unutmuştum. Alışveriş yaptığım site 25 ml lik bir Proraso göndererek hem merak ettiğim marka hakkındaki merakımı giderdi hemde memnuniyet açısından gönlümü kazandı. Aloe Vera özlü balsam koku itibariyle sevdiğim notalar içeriyor. Şimdi gelin ilk tıraşım ve sonrasını sizlere anlatayım.

 

Öncelikle ilk tıraş beni biraz korkuttu. Zira daha önce böyle bir makina kullanmamıştım. Tahriş olurmuyum. Kendimi çok kesermiyim diye epey endişe duydum. Hatta bu endişem mukabilinde Ali Bıyıklı marka kibrit formunda kullan at kantaşı paketi aldım ki iyi ki almışım. Yüzümü güzelce sıcak suyla yıkadıktan sonra fırçayı sabuna sürdüm ve krema kıvamına gelene kadar bir kaç dakika köpürttüm. Köpüğü suratıma fırçayla sürerken oluşan his ve duyduğum koku epey hoşuma gitti. Ardından makinayı yavaşca suratıma sürdüm. Ne permatik nede elektrikli makina bunca zaman kesmiyormuş gibi geldi. Yani öyle ki jilet yüzüme değmeden sakallarımı uçurmuştu. Haliyle önceki tecrübeler kör bir bıçakla ekmek kesmek gibiymiş dedim. Makina yüzümde dans ediyor adeta “bu da sakal mı bana taş suratlı birini getirin” diyordu. dakikalar sürmesini beklediğim tıraş beybi face sakallarımda saniyeler içinde bitmişti :D. Adeta makina benimle dalga geçiyordu. Adettendir diye 2. perdeyi yaptım. Suratımı yıkarken ilk defa suratımın “kaygan” olduğunu hisettim. Sanki bebek tenine dönüşmüştü. Işıl ışıl parlıyor ve her sakal tıraşı olan erkeğin hali olan 10 yaş gençleşme durumunu yaşıyordum. Karşımda bebeksi bir pürüzsüzlük vardı. ? Kısaca bu iş beni mutlu etmişti. Sanıyorum sakal uzatmaya geri dönmeden önce 1 hafta memur gibi her sabah tıraş olacağım. Ondan sonra biraz uzatmaya dönerim. ama bu eğlenceli aktivite sanırım yakın zamanda tekrar beni kendine çekecek. Son olarak Ali Bıyıklı marka kantaşı (şap) kıl köklerimde oluşan zerrelik kanamalar için birebir oldu. Zira cildim böyle birşeye alışık değildi ve haliyle kanadı. Ancak acemi olmama rağmen kendimi hiç kesmedim. Ürünler hakkında soru sormak isterseniz çekinmeyiniz. Ve size tavsiyem gerçekten geleneksel tıraşa bir şans verin. Zamanında 50-60 Tl verdiğim kullan at makinalarına üzülüyorum.

 

Ayrıca daha ucuz bir alternatif arayanlar yine gösterişden uzak ama son derece kaliteli Alman malı Wilkinson’un aşşağıdaki ürününü tercih edebilir. CarrefourSa dan 13 küsür TL ye almıştım. İyi bir sabun ve kaliteli Wilkinson veya Mühle gibi bir jiletle son derece maharetli traşlar söz konusu.

Umarım yazımı beğenmişsinizdir. Bol köpüklü günler. ?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir